Sex Hikayeleri
Ev Arkadaşımın Seksi Ve Azgın Türbanlı Annesi 2 – ci bölüm

Pazar günü öğleye doğru uyandığımda Cemil evde yoktu. Meryem Hanım ise çekyatta oturmuş televizyon izliyordu. Beni görünce bozulur gibi oldu. Bir şey demeden odama dönecekken, “Kahvaltı yapacaksan mutfakta börek var!” dedi kuru ve sert bir sesle.

Bir Pazar kahvaltısında ev yapımı börek yemeyeli çok olmuştu. “Teşekkür ederim!” dedim. “Bir şey değil, istediğin kadar alabilirsin!” dedi ve ardından başka bir şey demeden Cemil’in odasına girip kapısını kapattı. Geçen gün bana orospu çocuğu demişti ama şimdi yaptığı börekten yiyebileceğimi söylüyordu.

Mutfakta küçük fırının içinde iki tepsi börek vardı. Çay da demlenmişti. Börekten birkaç büyük parça koparıp sıcak çay eşliğinde afiyetle yedim. Odama geçerken Meryem Hanım’ın telefonda konuştuğunu duydum. Kulağımı kapıya verip içeriyi dinledim.

“Olmaz diyorum sana olmaz, arkadaşı burada… Laftan anlamıyor musun sen? Ne diyeyim adama, dışarı çık mı diyeyim? … Nerede orası? İyi de ben buraları bilmiyorum, nasıl gelirim oraya? … Taksi nerden bulayım?” diyordu. Konuştuğunun Serhat olduğuna emindim.

Odama geçip kapımı kapattım. Birkaç dakika sonra kapıma vurdu, heyecanla açtım. Meryem Hanım karşımda süklüm püklüm bir haldeydi. “Buyurun, bir şey mi lazım?” dedim. “Şey, benim Beşiktaş’a gitmem lazım, ama nasıl giderim bilmiyorum. Buralarda taksi var mı?” dedi. “Aşağı caddeden geçenlere binebilirsiniz!” dediğimde, “Ben orayı bile bilmiyorum, nerden bulayım?” dedi. “Şey, o zaman ben bindireyim sizi!” deyince, “Zahmet olmazsa, çok makbule geçer!” dedi ve ardından, “Ben hazırlanayım!” diyerek odaya girip kapıyı kapattı. Kadının aşığı ile buluşmasına yardım edeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi, ama yaptığım tam da buydu.

Birkaç dakika sonra Meryem Hanım odadan çıktı. Çıkarken de kapıyı kilitlemeyi unutmadı. İkinci bir külot mevzusu yaşanmasını istemiyordu. Uzun ve siyah bir pardesü vardı üzerinde. Beline oturan pardesünün altında iri memeleri belirginleşmişti iyice. Başında kırmızı desenli büyük bir türban vardı. Göz kenarlarına hafiften bir makyaj bile yapmıştı. Her ne kadar aşığı ve sikicisi de olsa kendini Serhat’a beğendirmek istiyordu. Siyah topuklu ayakkabısını da giyince dışarı çıktık.

Önümden pardesünün eteklerini tutarak merdivenleri çıkıyordu. Bu sırada çorapsız ve bembeyaz baldırları da açığa çıkıyordu. Sağlam bir götü vardı ve önümde bıngıl bıngıl sallanıyordu. Meryem Hanım aşığı ile sikişmeye gidiyordu, ama benim de yarağımı kaldırıyordu…

Aşağı caddeye indik, geçen taksilerden birini durdurdum. “Abla Beşiktaş’a gidecek, en yakın yoldan götürürsün!” dedim taksiciye. “Sen merak etme kardeş, ben hallederim!” dedi taksici. Arka koltuğa oturan Meryem Hanım bana, “Allah razı olsun, çok sağ ol!” dedi gülümseyerek. İlk defa gülümsemiş, teşekkür etmişti. Meryem Hanım Serhat’la buluşmaya daha doğrusu sikişmeye giderken, ben de eve döndüm. Döner dönmez de tuvalete girdim ve Meryem Hanım’ı düşünerek 31 çektim.

1 saat kadar sonra Cemil aradı. “Anneme ulaşamıyorum, telefonu kapalı. Versene konuşayım!” deyince, “Annen yok, dışarı çıktı!” dedim. “Nereye gitti ki?” diye sordu şaşırmış gibi. “Bilmiyorum, bir şey demedi bana!” dedim. “İyi, tamam!” diyerek kapattı. Annesinin o sıralarda Serhat’la çatır çatır sikiştiğinden habersizdi. Meryem hanımın Beşiktaş’a gittiğini söylememekle iyi mi ettim kötü mü bilmiyordum, ama söyleyip işin içine karışmak da istemiyordum.

2 saat sonra kapının zili çaldı. Gelen Meryem Hanım’dı. Telaşla içeri girerken ilk sözü, “Cemil geldi mi?” oldu. “Yok, gelmedi ama aradı. sizlere ulaşamamış…” dedim. “Benim de telefonun şarjı bitmiş, eski telefon, hemen kapanıyor!” dedi elindeki telefonu gösterip. Daha sonra hiçbir şey demeden Cemil’in odasına girip kapıyı kapattı.

Az sonra içerde Cemil’le konuştuğunu duydum. “Döne aradı, onun yanına gittim oğlum. Çay içip konuştuk. Bu telefonun şarjı çabuk bitiyor, kaç defa dedim babana bana yeni bir telefon alsın diye, ama almadı…” diyordu. Cemil saf bir çocuktu, annesi onu kandırmasını iyi biliyordu…

Birkaç gün sonra akşamüzeri eve geldiğimde bir sürpriz bekliyordu beni. Serhat çekyatta oturmuş, önündeki tabaktan meyve yiyordu. Geçen gün yüzünü görememiştim. En fazla 40 yaşında gösteriyordu. Kel, saçsız kafasına inat siyah ve gür sakalları vardı. İri yarı, güçlü kuvvetli bir adamdı. İnsanı korkutan bir görünüşe sahipti.

Cemil de yanındaydı ilginç şekilde. Cemil, “Abi gel, bak bu Serhat abi, annemin amcasının oğlu, geçen gün baklava getiren dedim ya, o!” dedi. “Memnun oldum!” dedim ve elimi uzattım. Serhat ayağa kalkıp elimi sıktı sıkıca ve “Ben de!” dedi kaba ve isteksiz bir sesle.

Meryem Hanım beni görünce yüzünü ekşitti. Sikicisi oğluyla yan yana oturmuş meyve yiyordu ve ben bir anda damdan düşer gibi aralarına girmiştim. “Afiyet olsun!” diyerek odama geçtim. Az sonra kapıma vuruldu. Meryem Hanım elinde bir tabak meyveyle kapımın önündeydi. Tabağı uzatıp, “Afiyet olsun!” dedi hiç yüzüme bakmadan. Tabağı alırken parmaklarım parmaklarına değdi. O bunun farkına bile varmazken ben heyecandan ölecek gibi oldum.

Tepeleme meyve ile dolu tabağı silip süpürürken kapıma vuruldu yine. Açtım, bu kez Cemil karşımdaydı. “Abi, Serhat abi bizi yemeğe götürüyor, sen de gel gidelim!” dedi. “Yok oğlum, siz gidin ailecek. Benim ne işim var aranızda?” dedim. “Olmaz abi, gelmezsen çok kırarsın beni, güzel bir yemek yeriz, eğleniriz, vakit geçiririz!” dedi keyifli keyifli. “İyi, tamam!” dedim, Cemil’i kırmak istemiyordum. Ne de olsa kiranın yarısını o veriyordu, hem bedavadan yemek yiyecektim.

Meryem Hanım hazırlanmıştı. Geçen günkü pardesüsü vardı üzerinde. Ancak bu kez makyaj yapmamıştı. Çenesinin altından sıkıca bağladığı büyük başörtüsüyle yaşından büyük gösteriyordu. Arabaya binerken Serhat Cemil’e, “Cemil sen arkaya annenin yanına otur, arkadaş da yanıma geçsin!” dedi. Meryem hanımın külotuna akıttığımı Serhat da biliyordu ve o yüzden kendince beni Meryem hanımdan uzaklaştırmaya çalışıyordu.

Cemil ve annesi arka koltuğa geçerken ben Serhat’ın yanına oturdum. Serhat yol boyu Cemil’le konuşurken benimle hiç konuşmadı. Aynı şekilde Meryem hanımdan da hiç ses çıkmıyordu. Gelmemden ikisi de rahatsız olmuştu, ama arada Cemil olduğundan bir şey diyemiyorlardı.

Lüks sayılabilecek bir kebapçıya gittik. Serhat sert tabiatlı olmasına karşın bonkördü. Cemil ve ben hapur hupur midemizi doldurduk. Meryem Hanım ise oldukça sessizdi. Ürkek ve çekingen bir şekilde yiyordu yemeğini.

Eve döndüğümüzde Meryem Hanım odaya geçip kapıyı kapatırken, ben Cemil’e Serhat’la ilgili sorular sordum. Serhat’ın lokantacılık yaptığını, durumunun fena sayılmadığını, evli ve 2 kızının olduğunu söyledi. Anne ve babasının Sivas’ta yaşadığını, ayda yada iki ayda bir Sivas’a onları görmeye gittiğini söyledi. “Sivas’a geldiğinde bize de uğrar!” dedi. Tabii bu uğramalarda Serhat’ın annesini siktiğinden habersizdi Cemil.

Biz konuşurken Meryem Hanım odadan çıkıp yanımıza geldi ve “Saat kaç?” diye sordu. Cemil de ben de kol saati kullanmıyorduk. Cemil telefonuna bakıp saati söylerken, annesi, “Oğlum, şu duvara bir saat asın da dakka başı saati sormayayım. Sen de rahat et, ben de!” dedi. Meryem hanımın bu sözleri kafamın içinde şimşekler çaktırdı bir anda. “Tamam, ben hallederim!” dedim Cemil’e.

Ertesi gün okuldan sonra önceden adresini aldığım bir mağazaya gittim. Kredi kartımın limitini doldurma pahasına epey para ödeyerek güzel bir duvar saati aldım. Getirip duvara astığımda, Meryem Hanım, “Allah razı olsun, hah şöyle, saat kaç diye durmadan telefona mı bakmak lazım!” dedi. Saati beğenmişti, ancak saatin içinde bir casus kamera olduğundan habersizdi.

Sonraki gün eve girdiğimde, Meryem hanımın, “Cemil sen misin?” diyen sorusu ile karşılaştım. Kendisi görünmüyordu, Cemil’in odasındaydı. “Hayır, benim, Burak!” dediğimde bir şey demedi, ancak oda kapısının kapanma sesi geldi.

Saatin arkasındaki hafıza kartını aldım. Gün içinde Meryem hanımın ne yaptığını çok merak ediyordum. Acaba Serhat gelmiş ve sikişmişler miydi? Odamın kapısını kilitleyip kartı bilgisayara taktım.

Saati satan adam görüntü ve ses kalitesinin çok iyi olduğunu, harekete duyarlı olduğundan sadece bir hareket anında kayıt yaptığını söylemişti. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Kartın içindeki video dosyasına tıklayıp açtım…

Saat 09:30’da Meryem Hanım elinde telefonuyla çekyatta oturuyordu. Kulaklığı takıp sesi açtım hemen. Konuştuğu Serhat’tı. “Ne zaman gelirsin? Yok, Cemil de yok, öbür oğlan da! Tamam, acele et!” diyerek kapatırken, saati almakla çok iyi yaptığımı anladım. Meryem Hanım evde kimsenin olmaması nedeniyle başını örtmemişti. Uzun ve siyah saçlarını arkadan bir lastikle bağlamıştı. Uzun ve bol siyah bir etekle, kırmızı uzun kollu bir gömlek giymişti.

Saat 10:00’u biraz geçerken kapının zili çaldı. Saniyeler sonra Serhat salonda, duvar saatinin yani kameranın karşısındaydı. Yarağım sertleşmeye başlarken şu anda yan odada bulunan Meryem hanımın yediği naneleri öğrenecek olmanın heyecanı her yanımı sarmıştı.

Meryem Hanım bir anda Serhat’a sarıldı sıkıca, Serhat da aynı şekilde karşılık verdi. Ardından Serhat çekyata otururken Meryem hanımı da kucağına oturttu. Serhat Meryem hanımın dudaklarını, yanaklarını deli gibi öpüyor, arada bazen kendini kaybetmiş gibi, “Çok özledim seni, çok özledim!” deyip duruyordu. Oysa daha birkaç gün önce Meryem hanımı taksiye bindirip göndermiştim, o gün de çatır çutur sikişmişlerdi, ama bu onlar için çok gerilerde kalmıştı demek ki.

Serhat’ın, “Çok özledim!” sözlerine Meryem Hanım da aynı şekilde karşılık veriyordu. Serhat onun yüzünü, dudaklarını, yanaklarını öperken, o Serhat’ın sırtını, omuzlarını okşuyordu. Derken Serhat sağ elini Meryem hanımın eteğinin altından soktu. O anda yarağım patlayacak hale gelmişti bile. Meryem hanımın çorapsız, bembeyaz ve dolgun kalçasını avuçlayıp okşarken, benim gözüm o muhteşem kalçadaydı.

Serhat Meryem hanımın kalçasını okşarken, Meryem Hanım da gömleğinin düğmelerini açmaya başlamıştı. Azgın, yerinde duramayan bir kadındı. Az sonra Meryem hanımın beyaz, dolgun memeleri açığa çıktı. Sutyen takmamıştı, gömleğin düğmeleri açılır açılmaz memeleri arzı endam etmişlerdi. Serhat’ın sağ eli Meryem hanımın kalçasında, ağzı memelerindeydi. Kadının memelerini deli gibi emiyor, ısırıyor, öpüyordu.

Meryem hanımsa halinden çok memnundu. Serhat’ın kel kafasını okşayıp öpüyordu bu sırada. Serhat elini eteğin altına daha çok sokmaya başladı. Derken Meryem hanımın beyaz külotunun Serhat’ın elinin altında olduğunu gördüm. Külotun lastiklerini çekiyordu. Kendinden geçmiş halde Meryem hanımın memelerini emmeye devam ediyordu.

Onlar karşımda sevişirken bense pantolonumu çıkardım, bir elimi yarağıma atmış diğeri ile mouse tutuyordum. Kalbim beynimde atıyordu sanki. Sevişmeleri çok uzun sürmedi. Serhat’ın, “Kalk, soyun hadi!” demesi ile Meryem hanımın, “Tamam!” diyerek ayağa kalkması ve saniyeler içinde çırılçıplak kalması bir oldu.

Un gibi beyaz, güneş yüzü görmemiş vücudu kaymak gibiydi. Kaydı dondurdum, zoom yaptım. Yaklaşık 1,65 boyunda, belki 70-75 kilo gelen bir kadındı. Meryem hanımın ekrandaki vücuduna dokundum parmaklarımla, ona gerçekten dokunamıyor, kendimi bu şekilde avutmaya çalışıyordum. Bir süre bu şekilde dokundum, sonra kaldığım yerden oynatmaya devam ettim.

Bu arada Serhat da soyunmuştu, çırılçıplaktı. Kıllı, iri yarı, kaslı vücuduyla salonun ortasında koca bir heykel gibi duruyordu. Meryem Hanım onun omuzlarına anca geliyordu. Yarağı koca bir sopa gibi önünde havaya dikilmiş sallanıyordu. Serhat çekyata oturdu ve bacaklarını iki yana açtı az sonra, Meryem hanımsa önünde yere diz çöktü. Derken Serhat’ın yarağını ağzına aldı. Meryem hanımın sırtını ve götünü görebiliyordum bu anlarda, ancak çıkardığı sesler beynimin içinde yankılanıyordu.

“Oğmmm, ığmmm, ağmmm…” diye diye aç bir köpek gibi saldırmıştı yarağa. Serhat onun saçlarını okşuyor, ara ara başını geriye atıyordu. “Yala, yala, ohhh, çok güzel, yala benim orospum, yala…” deyip duruyordu bazen de. Yarağımı sıvazlıyordum, müthiş bir manzara vardı karşımda.

Meryem hanımın saksosu devam ediyordu. Başını emme basma tulumba gibi kaldırıp indiriyordu. Koca götü ise sallanıp duruyordu. Serhat’ın yerinde olmak için neler vermezdim. Meryem hanımın bu işi iyi bildiği belliydi. Serhat’ın zaman zaman kasıklarını, taşaklarını da öpüyordu yarağını ağzına almaktan başka. Serhat’ın, “Yavaş, dişleme!” dediği de oluyordu. Meryem Hanım kendini kaybedip yarağı salatalık zannetmiş ısırıyordu anlaşılan.

Sakso faslı birkaç dakika sürdü. Serhat kendini kontrol edebiliyordu, çabucak boşalmıyordu. Onun da deneyimli bir erkek olduğu çıkmıştı meydana. Gözlerim bayram ediyordu resmen. Meryem Hanım gizli, gerçek bir hazineydi. Derken Serhat, “Tamam, hadi kalk!” dedi Meryem hanıma. Meryem Hanım biraz daha devam etti saksoya, ancak daha sonra kalktı ayağa.

Serhat çekyatta oturmaya devam ediyordu. Meryem Hanım, “Odaya gidelim mi?” diye sorunca, “Yok be, göt kadar yatak o, burası daha iyi!” dedi. Meryem Hanım, “O zaman aç şunu hadi!” dedi sabırsızca. “Azdın mı?” diye sordu Serhat gülerek. “Çok azdım, çok azdırdın beni!” dedi Meryem Hanım Serhat’ın bu sorusuna. Kılsız, tıraşlı amı hafiften kararmıştı. Görüntüyü durdurup zoom yaptım yine. Amının etli dudakları büyüktü. Bu arada amının sulandığı da belliydi çünkü görüntülerde kasıklarındaki ıslaklık da belli oluyordu.

Oynatmaya devam ettim. Serhat çekyatı açarken Meryem Hanım görüntüden çıktı. Az sonra elinde bir battaniye ile geri döndü. “Bu ne?” diye sordu Serhat. “Dur şunu sereyim, çekyat eski, adamın orasına burasına batıyor!” dedi Meryem Hanım ve battaniyeyi çekyatın üzerine serdi iki kat halinde.

Serhat çıkardığı pantolonun cebinden cüzdanını aldı. Cüzdanın içinden bir kondom çıkarttı daha sonra. Yarağı önünde dikilmiş sallanmaya devam ediyordu bu sırada. Meryem hanımsa sırtüstü uzandı çekyata ve bacaklarını iki yana ayırdı. Bir yandan da amını ovalıyordu.

Az sonra Serhat kondomu yarağına taktı, geçen günkü gibi kırmızı bir kondomdu bu da. Kondom yarağının yarısını biraz geçiyordu, tamamına yetmiyordu. “Gel hadi!” dedi Meryem Hanım Serhat üzerine uzanıp bacaklarının arasına girerken. Ardından Serhat yarağını kavradı ve Meryem hanımın amının üzerine, kasıklarına sürttü bir süre. “Ohhh, ımmm…” diye güçlü iniltiler çıkardı Meryem Hanım.

Derken Serhat’ın yarağı Meryem hanımın amına yavaş yavaş girmeye başladı ve Serhat da bacaklarını arkaya doğru uzattı. Klasik pozisyonda sikecekti Meryem hanımı. Ellerini Meryem hanımın başının yanından çekyatın koluna atarken Meryem Hanım Serhat’ın kaslı sırtını, omuzlarını okşuyordu.

Serhat yavaş yavaş Meryem hanımın amında çalışmaya başlarken, eski çekyatın gıcırtıları da daha çok gelmeye başladı kulağıma. Aynı zamanda Meryem hanımdan derin iniltiler geliyordu. Serhat ayaklarını biraz daha geriye atarak kendine pozisyon yaratırken Meryem hanımın amında daha hızlı gidip gelmeye de başlamıştı.

“Oğhhh, ağhhh, ığmmm, devam et, ayyyy…” sesleri istemsizce çıkıyordu Meryem hanımdan. Serhat ise daha da hızlanmaya başlamıştı. Kıllı götü inip kalkıyor, yarağı Meryem hanımın amının daha derinlerine girip çıkıyordu. Çekyatın gıcırtıları saniyeler içinde çoğalmaya başlamıştı bu sırada. Serhat gene ayı gibi sesler çıkartıyordu.

Meryem Hanım ayaklarını Serhat’ın beline dolarken Serhat daha da hızlandı, bir makine gibi sikiyordu Meryem hanımı. “Ağhhh, ağhhh, ığhhh, ayyyy, ağhhh, ığmmm…” diye diye iniltiler koyuveriyordu Meryem Hanım elleri Serhat’ın sırtında gezinmeye devam ederken.

Serhat gitgide hızlanmaya başlarken götü daha güçlü şekilde kalkıp inmeye başlamıştı. Demirden bir sopa gibi olan yarağı Meryem hanımın derin amının içinde kendine yol açıyordu sanki. Yarağımdan artık zevk sıvıları gelmeye başlamıştı. Nefes alış verişlerim gittikçe sıklaşmaya başlamış, göğsüm şiddetle kalkıp iner olmuştu.

Az sonra Serhat Meryem hanımın amından çıktı, dizlerinin üzerine çökmüş vaziyetteydi. Meryem hanımın ayak bileklerinden tutarak kaldırdı ve omuzlarına attı. Öne doğru eğilmeye başlarken yarağı yeniden Meryem hanımın amına giriyordu. Bu şekilde sikmeye başlarken Meryem hanımın bu pozisyonda daha çok zevk aldığı çıkardığı sesler ve iniltilerden anlaşılıyordu.

“Sik, sik, oğhhh, sik, kökle, kökle, ığmmm, kökle…” deyip duruyordu. Bu sözleri Serhat’ı daha da azdırıyor, Serhat azdıkça daha büyük bir güçle pompalıyor, köklüyordu. Artık çekyatın gıcırtıları en son noktasına gelmiş gibiydi. Gıcırdamaktan ziyade çatır çutur sesler geliyordu çekyattan. Serhat hayvan gibi, öküz gibi sikiyordu Meryem hanımı.

Öne doğru daha da eğildi, elleriyle çekyat kolundan destek alıyordu, şınav vaziyeti almıştı. Meryem hanımın götü bu esnada havaya kalkmış haldeydi. Serhat’ın her bir abanıp köklemesiyle götü yaylanıyor, Serhat’ın omuzlarının üzerinden tavana bakan bacakları sallanıp duruyordu.

Müthiş azdırıcı, tahrik edici bir manzaraydı bu. En iyi porno filmden bile daha çok zevk veriyor, coşturuyordu. Serhat’ın abanmaları devam ettikçe Meryem hanımın iniltileri de çoğalıyordu. “Ağhhh, sik, sik, ayyy, ağhhh, sik, kökle, sik, daha çok, sik…” diyordu aldığı zevkle kendinden geçmiş bir halde.

Serhat bu pozisyonda pek rahat edememiş olmalı ki Meryem hanımın amından çıktı az sonra. Meryem hanımın sol bacağını omzunda tutarken sağ bacağını indirdi, her iki bacağını ayırdı iyice. Sol ayağını yere koydu, sağ ayağı çekyatta kaldı. Yarağını kısa bir süre sıvazladıktan sonra Meryem hanımın derin bir çukuru andıran amına sokmaya başladı tekrar.

Kondom yarağının tamamını içine alamazken Meryem hanımın amı olduğu gibi alıyordu. Tabii bu görüntü benim yarağımı kaldırırken aynı zamanda şaşkınlığımı da artırıyordu. Serhat bu pozisyonda daha da büyük bir güçle pompalamaya, sikmeye başladı.

Çıldıracak gibiydim artık. Meryem hanımın Serhat’ın omzundaki sol bacağı sallanıp duruyordu sürekli, dizinden büktüğü sağ bacağını ise kendisi tutuyordu. Serhat ayaklarından aldığı destekle köklüyor, götü inip kalkıyordu devamlı. Yarak Meryem hanımın amına piston gibi girip çıkıyor, ikisinden gelen iniltilere çekyatın kulak tırmalayan gıcırtıları eşlik ediyordu.

Meryem hanımın koca memeleri Serhat’ın pompalamaları ile beraber deli gibi sallanıyordu. Meryem Hanım boşta duran eliyle memelerini avuçlayıp sıkıyor, onların deli gibi sallanmasına engel olmaya çalışıyordu bazen de.

Serhat’tan geçen gün duyduğuma benzer korkutucu sesler çıkmaya başladı az sonra. “Ağhhh, ağhhh, ohhh, boşal, boşal, amına koduğumun orospusu, ahhh, boşal…” deyip duruyordu kendini kaybetmiş halde. Bir ara Serhat deli gibi pompalamaya başladı. Sanki görüntüler hızlandırılmış gibiydi. Büyük bir hızla ve güçle sokup çıkartıyordu yarağını Meryem hanımın amına. Bu anlarda Meryem Hanım Serhat’la çekyat arasında tost olmuş vaziyetteydi. Ancak halinden duyduğu memnuniyet çıkardığı zevk iniltileri ile belli oluyordu.

Boşalmaya gittikçe yaklaşıyordu Serhat. En sonunda derinden ve güçlü hırıltılar, böğürtüler eşliğinde boşaldığında hareketleri yavaşlamaya başladı. Gücünü son damlasına kadar kullanmış, Meryem hanımı hayvan gibi sikmişti. Meryem hanımdan da yoğun ve güçlü zevk iniltileri geliyordu bu sırada.

Bir dakika kadar sonra Serhat Meryem hanımın amından çıktı. Kondomun içi dölleriyle dolup taşmış, kondom nerdeyse yarağının ucuna kadar gelmişti. Meryem hanımın amının etrafı, kasıkları sırılsıklam bir haldeydi. Serhat ayağa kalkarken Meryem Hanım da doğruldu.

Serhat görüntüden çıkarken Meryem Hanım bir süre daha oturmaya devam etti çekyatta. Ardından o da görüntüden çıktı. Görünmeseler de sesleri geliyordu. İkisi de tuvaletteydi. Videoyu durdurdum.

Artık kendime hakim olacak durumda değildim. Birkaç kâğıt mendil aldım elime, kısa bir süre yarağımı sıvazladıktan sonra deli gibi boşalmaya başladım. Döllerimi kâğıt mendillerle sildim. Boşalmak beni rahatlatmıştı.

Bu arada kulaklık halen kulağımdaydı. Çıkartınca içerden gelen sesleri duydum. Cemil gelmişti, annesiyle konuşuyordu. Beni bu halde görmelerinden çekindiğim için bilgisayarı kapattım. Kâğıt mendilleri katlayıp yatağımın altına koydum. Üstümü başımı toparladım ve sessiz olmaya çalışarak kilitlediğim kapımı açtım.

Cemil sabah annesinin sikiştiği çekyatta oturmuş, elinde bir telefonla uğraşıyordu. Yeni bir telefondu bu ve kutusu sehpanın üzerindeydi. Meryem Hanım da yanında oturuyor, telefona bakıyordu. Beni görünce biraz gerginleştiğini fark ettim. Uzun ve bol siyah eteği gene üzerindeydi, ama kırmızı gömleği yoktu. Onun yerine çiçekli bol bir gömlek giymişti. Başında omuzlarını ve memelerini de örten büyük bir türban vardı ve çenesinin altından bağlamıştı yine.

Cemil telefonu nasıl kullanacağını gösteriyordu annesine. Meryem Hanım yeni bir oyuncağa sahip olmanın heyecanını yaşayan küçük bir çocuk gibiydi. “Tamam oğlum ver bana, ben hallederim…” deyip duruyor, telefonu Cemil’in elinden almaya çalışıyor, ama Cemil vermiyordu bir türlü. “Dur be kadın, az sabret!” diyordu sürekli Cemil. Annesinin ne kadar sabırsız olduğunu daha az önce görüntülerde izlemiştim.

Gözlerim Meryem hanımın üzerindeydi. Onu aklımdan çıkarmam mümkün değildi. Görünüşünün tam tersi, azgınlığı başına vurmuş bir kadındı. Bakışlarımdan rahatsız olduğunu fark ettim, ama umurumda değildi. Serhat ile deliler gibi sikişirken iyiydi de benim bakışlarımdan mı rahatsız oldun amına koyduğumun orospusu dedim içimden.

Cemil sonunda telefonu annesine verdi. Meryem Hanım kalktı, hiç yüzüme bakmadan Cemil’in odasına geçerken, “Mutfakta köfte var, ısıtıp yersiniz!” dedi ikimize birden. İzlediklerim ve boşalmak beni acıktırmıştı, güzel bir yemekle karnımı doyurmak çok iyi olacaktı.

“Telefonu kaça aldın?” diye sordum Cemil’e. “Ben almadım, Serhat abi almış!” dedi Cemil. Demek Serhat almıştı telefonu. Kadını sikmekle kalmamış bir de telefon hediye etmişti.

Yemekten sonra odama geçtim ve kapımı kilitledim yine. Bu kısa aranın ardından videonun geri kalanında beni nelerin beklediğini çok merak ediyordum.

Serhat göründü ilk önce, hemen ardından da Meryem Hanım. İkisi de çırılçıplaktı. Yıkanmışlardı, Meryem Hanım elindeki havluyla saçlarını kuruluyordu. Serhat’ın inik haldeki yarağı kasıklarına geliyordu.

Serhat çekyata uzanırken Meryem Hanım bir süre daha kuruladı saçlarını, ardından o da Serhat’ın yanına uzandı. Birbirlerine sarıldılar. Serhat Meryem Hanımın götünün yanaklarını okşuyor, avuçluyordu. Meryem Hanımsa onun göğsünü öperken bir eliyle de yarağını kavramış okşuyordu. Sikişmiş, banyo yapmış, şimdi de ağır tempoda sevişiyorlardı.

Serhat Meryem Hanımın iri memelerini öpmeye, emmeye başladı az sonra. Kaba, iri elleriyse çıplak vücudunda geziniyor, kalçalarını, karnını okşuyordu sürekli. Meryem Hanım buna Serhat’ın yarağını sıvazlayarak yanıt veriyor, onun çıplak göğsünde dudaklarını gezdiriyordu. Yarağım gitgide sertleşmeye başlamıştı. İkinci postanın öncesinde kıvama getiriyorlardı birbirlerini.

O ara kapının vurulduğunu duydum. Kulaklığa rağmen ‘Güm güm!’ diye gelen sesler beni korkuya düşürdü. Kulaklığı çıkardım ve “E, Efendim?” dedim heyecandan kekeleyerek. Kapının arkasından gelen Meryem Hanımın sesiyle daha da heyecanlanıp telaşlandım. “Burak, tatlı yer misin?” diye soruyordu. “Bir saniye!” dedim ve videoyu durdurup ekranı kapattım hemen.

Pantolonun önünde çadırı dikmiştim. Beni bu halde görürse ne yapardım? Kapıyı açtım, ama arkasına geçtim, başımı uzattım. Elinde bir tabak sütlaç vardı. “Rahatsız etmedim İnşallah?” deyince, “Yo, yok, müzik dinliyordum…” dedim. “Söylemeyi unuttum. Sütlaç yapıp dolaba koymuştum. Dolapta gene var, almak istersen çekinme!” dedi tabağı uzatarak. “Çok teşekkür ederim, zahmet oldu sizlere!” dedim jestine karşılık. “Yok canım ne zahmeti!” dedi gülümseyerek.

Dakikalar önce salonda bakışlarımdan rahatsız olmuş gibi görünürken, şimdi karşımda gülümsemesini anlayamadım. Ama bunun sebebini öğrenmem gecikmedi. Meryem Hanım, “Şey diyecektim, bu telefonu ben çözemedim, Cemil de anlamadı. Sen nasıl kullanıldığını biliyor musun?” dedi. “Tabii, bakarım!” dedim. “Tamam, sütlacını ye, ondan sonra!” dedi yine gülümseyip.

Yatağımın üzerine oturup Meryem Hanımın yaptığı sütlacı kaşıkladım. Çok güzel yapmıştı, afiyetle yedim. Ekranımda kadının Serhat’la sevişmesini izlerken bir anda karşıma elinde bir tabak sütlaçla çıkmıştı. Doğrusu ilginç bir durumdu. Yarağımın sertliği yaşadığım heyecan ve korkuyla geçmişti çoktan. Yuvasına çekilmiş köstebek gibi gözden kaybolmuştu bir anda.

Salona geçtiğimde Meryem Hanım çekyatta oturuyordu. Cemil görünmüyordu. “Cemil yok mu?” diye sordum. “Yok, dışarı çıktı, arkadaşıyla buluşacakmış!” dedi. Akşam vakti evde yalnızdık. Meryem Hanım eve geldiğinden beri ilk defa böyle bir durum yaşanıyordu.

Telefon elindeydi. Çekyatın yanındaki sandalyeye oturdum, ama Meryem Hanım, “İstersen böyle gel!” dedi yanını göstererek. Çok heyecanlıydım, Meryem Hanımla ilk kez böylesine yakınlık kuruyordum. Telefonu verirken yine parmaklarım parmaklarına değdi. Bembeyaz yumuşacık, etli parmak uçları bile içimi bir hoş ediyor, beni heyecanlandırıyordu.

Çok bilinmeyen bir markanın dokunmatik bir telefonuydu. Alışmak için biraz kurcalamak gerekiyordu. Ben telefonla uğraşırken Meryem Hanım dikkatle bakıyordu. Heyecandan ölecektim sanki. Dakikalar önce bilgisayarımın ekranında deliler gibi sikişen, sevişen kadın şimdi yanı başımdaydı. Hacı yağı denilen biraz ağır bir koku geliyordu üzerinden, ama rahatsız edici değildi. Aksine Meryem Hanıma çok yakışan bir kokuydu.

Neyse ki birkaç dakika içinde çözmüştüm telefonu. Nasıl kullanacağını gösterdim kabaca. Parmaklarını uzatıp, “Şuraya mı dokunmam lazım, şöyle mi olacak?” gibi sorular soruyordu telefon elimde olduğu halde. Pantolonun altında yarağımın hafif hafif sertleşmeye başladığını fark ediyordum. Kendime hakim olmaya çalışsam da yapamıyordum.

Sonunda telefonu Meryem Hanıma verdim. “Eğer anlamazsanız gene gösteririm!” deyince, “Allah razı olsun, çok sağ ol!” dedi. Ardından kalkıp mutfağa geçti. Az sonra elinde bir tabak sütlaçla geldi ve sehpanın üzerine koydu. Bolca tarçın dökmüştü üstüne. Tekrar yanıma otururken, “Al ye bakalım!” dedi işaret ederek.

Teşekkür edip sütlacı yerken, “Senin annen baban nerde yaşıyordu?” diye sordu. “Muğla’da!” deyince, “Ha Muğla’da tamam, Cemil söylemişti de unuttum, kusura bakma!” dedi mahcup bir edayla. Ne iş yaptıklarını sorunca anlattım. “Ben de bizim Sivas’la İstanbul’dan başka bir yeri bilmiyorum. Hoş, Sivas’ta da evin içindeyim akşama kadar, bir yere çıktığım yok. Aslında kadın terzisiyim, ama bizim herif sağ olsun çalışmamı istemiyor. Burada da aynı, gene değişen bir şey yok. Cemil’e söylüyorum, çıkar beni dışarı, gezelim biraz, hava alalım diyorum, ama dinleyen kim. Kendine kız arkadaş bulmuş bir tane, şimdi de onun yanına gitti zaten. Oğlum anasını unuttu!” dedi gülümseyerek.

Demek Cemil kız arkadaş yapmıştı. Haberim yoktu bundan. Ne diyeceğimi bilmediğimden susmak en iyisiydi. Sessizce sütlacı yiyip bitirince, “Gene var, getireyim mi?” diye sordu. “Yok, zahmet etmeyin…” dedim utangaçça. “Afiyet olsun!” dedi. Kısa bir sessizlik oldu, odama gidip gitmeme konusunda kararsızdım.

“Senin var mı arkadaşın?” diye sorunca, “Efendim?” dedim heyecanla. “Arkadaşın, yani kız arkadaşın var mı?” diye sordu bu kez. Meryem Hanım muhabbeti ilerletiyordu. Kalbimin atışları hızlanmaya başladı. “Vardı, ama ayrıldık!” dedim. “Bu zamanda kızlar da bir acayip. Eskiden erkekler kız peşinde koşardı, şimdi kızlar erkek peşinde koşuyor. Al bizimkinin bulduğu mesela. Çorum’dan gelmiş buraya okumaya, ama akşamın bu saatinde elin adamıyla dışarlarda geziyor!” dedi. “Öyle, zaman değişti!” dedim dediklerini onaylıyormuş gibi yaparak. Meryem Hanıma göre zaman değişmiş kızlar erkek peşinde koşuyordu, ama kendisi de kocasının olmamasını fırsat bilip aşığı ile çatır çatır sikişiyordu.

“Bana müsaade…” dedim ayağa kalkıp. “Sütlaç istersen dolaptan al, bir tencere yaptım!” dedi gülümseyerek. “Sağ olun!” diyerek odama geçerken, Meryem Hanımın sandığım gibi biri olmadığını anladım. Yanında kocası, oğlu veya Serhat varken benden çekinir görünürken, kimse olmadığında rahat hareket ediyor, çekinmiyordu. Pazar günü börekten yiyebileceğimi söylemesi, kendisini taksiye bindirmemi istemesi de bunun bir işaretiydi.

Kapıyı yavaşça kilitledim ve bilgisayarın başına oturdum. Ekranı açtım, kulaklığı taktım. Kaldığım yerden devam ettim izlemeye. Az önce içerde, yanımda oturan, kokusunu aldığım, nefes alış verişlerini hissettiğim Meryem Hanım şimdi yine Serhat’la sevişiyordu.

Serhat memelerini öpüyor, emiyordu sürekli. Meryem Hanımsa, “Daha hızlı, hızlı em!” diyordu Serhat’a. Onun kel kafasını, omuzlarını, sırtını okşuyordu. Serhat aldığı talimatla memelere iyice yumuldu, dili meme uçlarında geziniyor, ısırıyor, dişliyordu. Saatin gizli kamerası saniye saniye net bir şekilde kaydetmişti hepsini. Meryem Hanım tatmin olmamış gibi, “Hızlı em, daha hızlı!” deyip duruyordu yine.

Serhat’ın iri elleri bembeyaz, dolgun kalçasında, götünün üzerinde gezinirken, Meryem Hanım başını sağa sola çeviriyor, “Ihhh, ohhh…” diye diye hafiften inliyordu. Yarağım demir gibi olmuştu bile. Hemen pantolonu indirdim, bir elimi yarağıma atıp okşamaya başladım.

İki Meryem Hanım vardı. Biri salonda oturup oğlunun kız arkadaş edinmesinden şikâyet eden, diğeri ise kendini aşığının kollarına atan. İkisi de aynı kadındı. Biri ahlak, namus bekçisi rolünde iken, diğeri gerçek bir fahişeydi. Ve ben aynı anda ikisine birden şahit oluyordum.

Serhat üzerine uzandı Meryem Hanımın. Meryem Hanım dizlerinden büktüğü bacaklarını iki yana açarak aşığını kollarının arasına aldı. Serhat şimdi memelerine daha büyük bir saldırı başlatmıştı. Meryem Hanım onun kel kafasını, sırtını, belini zaman zaman da götünü okşuyordu. Serhat’ın gür sakalları yüzünde, yanaklarında, dudaklarında, memelerinde geziniyordu sürekli ve Meryem Hanım bundan rahatsızlık duymuyor, aksine çok mutlu oluyordu.

Bir süre sonra Serhat doğruldu ve ayağa kalktı. Elini yine pantolonuna ve cüzdanına attı. Az sonra, “Hassiktir!” dedi cüzdanın içine bakarak. Başka kondom yoktu anlaşılan. Meryem Hanım, “Yok mu?” diye sorunca, “Yok!” dedi Serhat. “Ne yapacağız?” dedi Meryem Hanım. Serhat, “Ne olacak, daha önce kondom mu vardı, böyle yapacağız!” deyince, Meryem Hanım, “Olmaz, daha önce de böyle yaptın, sonra gördük sonucunu!” dedi. Ne olmuştu ki?

“Korkma, boşalmam içine!” dedi Serhat, ama Meryem Hanım ikna olmuyordu. Serhat, “Ne yapalım şimdi sana, içine boşalmam diyorum, anlamıyor musun? Çok istemiyorsan götten ver o zaman!” dedi sert bir sesle. Bunu duyunca heyecanım daha da arttı. Yoksa Serhat Meryem Hanımı götünden mi sikecekti? Meryem Hanım götünden de mi veriyordu Serhat’a?

Ancak Meryem Hanımın, “Sen git karını götünden sik!” demesi ile hevesim kursağımda kaldı. Bu sözlere Serhat’ın cevabı, “Verse de siksek!” oldu. Meryem Hanım doğruldu çekyatın üzerinde ve “Bak, bir daha şu lastik olmadan gelme buraya. Allah göstermesin geçen sefer gebe kaldım, gördün başımıza gelenleri, kalkıp benim başımı yakma gene. Dikkat et, boşalmadan önce çıkart hemen!” dedi. Demek Serhat’tan hamile kalmış ve büyük ihtimalle de çocuğu aldırmıştı. Duyduklarıma inanamıyordum.

Serhat, “Tamam tamam, korkma sen, ben tutarım kendimi!” dedi başını sallayarak. Ardından, “Sen üstüme çık!” dedi ve çekyata uzandı sırt üstü. Yarağı sertleşmiş kalın bir sopa gibi havaya dikilmişti. Meryem Hanım bir süre bu sopayı sıvazladı eliyle, kısa bir süre de ağzına alarak emdi, yalayıp parlattı. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Az sonra Meryem Hanım çekyatın üstüne çıktı, her iki ayağını Serhat’ın kalçalarının yanına koydu ve yarak altında kalacak şekilde çömeldi.

Nefesimi tutmuş izliyordum. Yarağımdan zevk sıvıları gelmeye başlamıştı yine. Meryem Hanım eliyle Serhat’ın yarağını kavradı ve amına hizaladı. Kocaman yarak amına girmeye başlarken gözden de kayboluyordu. Sonunda Serhat’ın yarağı Meryem Hanımın amında kaybolmuştu. Koca yarağı tamamen amına almıştı Meryem Hanım.
Bir süre oturur, daha doğrusu işer gibi çömelir vaziyette kaldı Meryem Hanım. Ardından götünü ileri geri hareket ettirmeye ve yaylanmaya başladı. Bu anlarda, “Immm, ohhh, ayyy…” diyerek gözlerini kapatmış halde kendinden geçmiş aldığı zevki gösteriyordu.

Dizlerinden tutmuş oturup kalkmaya başladı yarak amında olduğu halde. Serhat ise onu belinden tutmuş destekliyordu. “Böyle daha güzel!” dedi Meryem Hanım az sonra. Serhat, “Sana spiral taktır dedim, anlatamadım!” dedi. Ama Meryem Hanımdan cevap gelmedi bu sözlere. Öne doğru eğildi az sonra, ellerini Serhat’ın çıplak, kıllı ve geniş göğsüne attı. İleri geri yaylanıyor, götünü kaldırıp indiriyor, yarak amına girip çıkıyordu sürekli.

Serhat’ın elleri dolgun vücudunda, memelerinde, götünde geziniyor, sarkan memelerini deli gibi emiyor, öpüyordu. Çekyatın gıcırtıları geliyordu kulağıma. Meryem Hanım altta olduğu gibi üstte de uzmandı, erkeğini mutlu etmesini biliyordu.

Hareketleri, yaylanmaları gittikçe hızlanmaya başladı. İniltileri de çoğalıyordu. Terlemiş, ıslanmış amından osuruk sesine benzer sesler gelmeye başlamıştı. Serhat’ın demirden yarağı amının duvarlarını dövüyordu devamlı ve bu halinden çok memnundu. Öne doğru biraz daha eğilince götü tümsek yapıp havaya dikildi. Bu anda Serhat alttan güçlü, sert ve seri şekilde pompalamaya başladı. “Ohhh, ohhh, ımmmm, ahhhh, evet, ahhh, evett, devam ettt, uhhhh, sik, ohhh, sik!” demeye başlamıştı Meryem Hanım.

Serhat’ın güçlü yarak darbeleriyle etli göt yanakları şiddetle löpürdüyordu. Amından gelen osuruk benzeri seslere ‘Şap, şap, şap!’ şeklindeki pompalama sesleri karışıyordu. İri memeleri de aynı göt yanakları gibi sallanıyordu. Çekyatın gıcırtıları ve çatırtıları her geçen saniye daha da artıyordu.

Serhat’tan yine ayı gibi sesler çıkmaya başlamıştı. Meryem Hanım vahşi bir boğanın üstündeki Rodeocu gibi havaya zıplıyordu. Serhat kaba elleriyle onu sıkıca sarmamış olsa tavana zıplayıp başını vuracaktı sanki. Çılgın bir sikişme daha yaşanıyordu, artık kendimi ekrandaki sikişmenin seyrine bırakmıştım. Yarağımı okşuyordum sürekli, zevk sıvıları akmaya, elimi ıslatmaya devam ediyordu.

Derken Serhat Meryem Hanımı yarağı amında olduğu halde güçlü kollarıyla sıkıca tuttu ve dönerek altına aldı bir güreşçi gibi. Hemen ardından da bacaklarını tutup omuzlarına attı ve belinden sıkıca kavrayarak temposunu hiç değiştirmeden sikmeye devam etti.

Var gücüyle pompalıyordu Meryem Hanımın amına. Yarağı hızlı ve sert şekilde girip çıkıyor, Meryem Hanımın memeleri her yöne deliler gibi sallanıyordu. Çekyatın gıcırtıları daha da artmıştı. Meryem Hanım ellerini arkaya doğru atmış çekyatın kolundan tutuyordu. Başı ise yere düşen minder nedeniyle çekyatın koluna vurup duruyordu.

“Ayyy, yavaş, ahhh, yavaş ol, ıhhh!” demeye başlamıştı. Serhat kendini kaybetmiş halde öküz gibi sikiyordu Meryem Hanımı. Kadının yüzünde acı ile zevki bir arada görüyordum. Serhat boşalacak gibi görünmüyordu hiç. Yarak darbeleriyle beraber Meryem Hanımın bacakları yaylanıp duruyor, çok güçlü ‘Şap, şap, şap!’ sesleri beynimin içinde patlıyordu.

Serhat bu pozisyonu da çok devam ettirmedi. Meryem Hanımın amından çıktı bir anda ve ayağa kalktı. Meryem Hanımı elinden tutup kaldırırken, “Ne yapıyorsun?” dedi Meryem Hanım. “Gel şöyle!” dedi Serhat sabırsızca. Yarağı sopa gibiydi yine. Bir anda Meryem Hanımı kalçalarından tutarak havaya kaldırdı. İnanılmaz güçlü bir adamdı.

Meryem Hanım kollarını onun boynuna dolarken Serhat hızlı ve seri hareketlerle Meryem Hanımın amı ile yarağını buluşturdu. Bu şekilde onu ayakta sikmeye başladı. Saatin yani kameranın tam karşısında muhteşem bir sikiş filmi çektiklerinden habersizlerdi. Serhat güçlü kollarıyla Meryem Hanımı yukarı aşağı kaldırıp indiriyor, yarağını amının en derinlerine kadar köklüyordu. Meryem Hanımın uzun siyah saçları rüzgârdaymış gibi dalgalanırken, “Ahhh, ahhh, ımmm, ohhh, uhhh!” sesleri dudaklarından dökülüyordu.

Şiddetli ‘Şap, şap, şap!’ sesleri geliyordu yine. Bu muhteşem çılgın sikiş devam ederken bir anda bir telefonun çaldığını duydum. Çalan Meryem Hanımın telefonuydu. Deliler gibi aşığının kollarında sikişirken çalıyordu telefonu, ama Meryem Hanım bunun farkında değildi o anda. Telefon uzun uzun çalıp sustu, ama sikişmeleri devam ediyordu.

Serhat ayaklarını iki yana ayırmış, sağlamca basmıştı yere ve üzerinde 70-75 kiloluk bir yük varken bile yerinden kıpırdamıyordu. İri yarağını Meryem Hanımın tatlı amına sokup çıkartıyor, aldığı zevki ayı gibi, öküz gibi böğürerek sesler çıkartarak açığa vuruyordu.

Artık kendimi tutacak durumda değildim. Bir anda deli gibi sarsıla sarsıla boşalmaya başladım. Döllerim dikilmiş yarağımdan havaya sıçrarken, yaşadığım mutlulukla kendimden geçmiş gibiydim. Ekrandaki Serhat’ın çıkardığı sesler de boşalmaya yaklaştığını gösteriyordu. Derken bir anda Meryem Hanımı iyice havaya kaldırdı, devasa yarağı kadının amından çıkarken Meryem Hanımı indirdi yere. Meryem Hanım ayakları yere değer değmez bir anda Serhat’ın önünde dizlerinin üzerine çöktü ve az önce amına giren yarağı ağzına alarak somurmaya başladı.

İki eliyle kavradığı yarağı deli gibi sıvazlıyor, ağzının, boğazının en derin, uç noktalarına almaya çalışıyordu. Bu anlarda başı ileri geri, sağa sola hareket ediyordu. Serhat’ın iri yarağının yanağında yaptığı şişliği rahatlıkla görebiliyordum. Serhat ise çok mutluydu, “Yala, yala benim orospum, yala!” deyip duruyordu Meryem Hanımın saçlarını çekiştirirken.

Ve saniyeler sonra Serhat kurbanlık bir dana gibi böğürürken Meryem Hanımın ağzına boşalmaya başladı. Meryem Hanımın başını iki yanından sıkıca tutmuş yarağını ağzının içine sokup çıkartıyor, onu adeta ağzından sikiyordu. Meryem Hanım kendini geriye atmaya, kurtulmaya çalışsa da yapamıyordu. Öğürüyor, boğulur gibi sesler çıkartıyordu.

Evet, Serhat onu yarağıyla boğuyordu gerçekten de. Meryem Hanım çaresiz, zavallı bir haldeydi. İki elini havaya kaldırmış, Serhat’a durmasını, yapmamasını işaret ediyordu, ama Serhat onu dinleyecek, duracak halde değildi. Onu ağzından sikmeye devam ediyordu. Ağır çekime aldım videoyu ve zoom yaptım Meryem Hanımın yüzüne doğru.

Gözlerinden akan yaşları gördüm. Yanaklarından süzülen gözyaşları büyük bir keyifle, zevkle başlayan sikişmenin ağlama ile final yaptığını gösteriyordu. Yüzündeki çaresizlik ve acı daha bir belli oluyordu bu görüntülerde. Yeniden normal şekilde izlemeye başlarken Serhat yarağını çıkardı Meryem Hanımın ağzından.

O anda güçlü öğürtüler çıkartmaya başladı Meryem Hanım ve hemen ayağa kalkıp içeri doğru koştu. Tuvalete girmiş, kusuyordu. Serhat ise Meryem Hanımın çıkardığı kırmızı gömleği ile yarağını sildi. Halının üzerine bir miktar dölü akmıştı, onu da eğilip silerken Meryem Hanımın içerden ettiği küfürler geliyordu kulağıma.

“Orospu çocuğu, Allah belanı versin, siktir git buradan, defol. Sen git ananın amını sik, orospunun doğurduğu, şerefsiz piç!” diyordu. Serhat ise Meryem Hanımın ettiği küfürleri duyuyor, ama sadece gülümsüyor, başka bir şey demiyordu.

Üzerini giyindiğinde Meryem Hanım halen tuvaletteydi. Az sonra görüntüye Meryem Hanım da girdi. Elinde beyaz bir el havlusu vardı, ağzını siliyordu. “Orospu çocuğu, siktir git buradan, çık dışarı, defol. Sen beni karın mı zannettin lan, siktir git, şerefsiz piç!” dedi öfkeyle. Serhat ise bu sözlere pis pis sırıtarak karşılık veriyor, tek kelime etmiyordu.

Serhat görüntüden çıkarken sesi geldi. “Bu poşetin içinde telefon var!” dedi, ardından da kapının sertçe kapanma sesi geldi kulağıma. Meryem Hanım çekyata oturup sağına soluna bakarken Serhat’a küfretmeye devam ediyordu. Güzel başlayan iş sonunda boka sarmıştı.

Sonraki görüntülerde Meryem Hanım çırılçıplak bir halde salona geldi. Yıkanmış, kurulanmıştı. Elinde kırmızı bir külotla sutyen vardı. Külot ve sutyeni giydikten sonra üzerindeki siyah eteğini giydi, Serhat’ın döllerini sildiği kırmızı gömleğini görünce gene ağır küfürler savurdu Serhat’a. Az sonra görüntüye girdiğinde çiçekli bol gömleği vardı üzerinde. Salonu topladı, çekyatı düzeltti. Serhat’la sikişirken çalan telefonunu aldı eline, az sonra biriyle konuşuyordu. Konuştuğu kocası Hamit beydi.

“İyiyim, sen nasılsın? İçerde bizim oğlanın odasını topluyordum duymadım. Nasıl gidiyor işlerin? Ne zaman dönersin? İyi, tamam, hadi Allah’a emanet ol, görüşürüz!” diyerek kısa bir konuşma yaptı kocasıyla. Zavallı adamcağız gerçekten de karısının oğlunun odasını topladığına inanmıştı. Oysa gerçekleri bilse ne yapardı kim bilir?

Görüntüden kayboldu, yeniden geldiğinde Serhat’ın dediği poşet elindeydi. Ardından görüntüden çıktı, Cemil’in oda kapısının kapanma sesi geldi peşi sıra. Saat 12:00 olmuştu.

Bunun haricinde olan görüntüler bir şey değildi. Video dosyasını bilgisayarıma kesip yapıştırdım. Hafıza kartını yeniden saate takmam gerekliydi. Kalktım, her yanım dölle kaplanmıştı. Halının üzerinde de vardı. Külotumla sildim dölleri. Yeni bir külotla eşofmanlarımı giydim.

Yavaşça kapıyı açtım. Salondan televizyonun sesi geliyordu. Saat onu geçiyordu. Yavaşça salona ilerledim. Meryem Hanım oturmuş dizilerden birini izliyordu. Beni görünce toparlandı, başındaki türbanını ve eteğini düzeltti. Az önce izlediklerimden çok farklıydı bu haliyle. Acaba Serhat’la yine sikişecek miydi, onu eve çağıracak mıydı? Bana gülümserken düşündüklerim bunlardı. Belki de bana karşı böyle yakın ve iyi davranmasının sebebi Serhat’la yaptığı kavgaydı.

Ne olursa olsun bu kadına ilgi duyduğum gerçekti. Alev alev yanan bir ateş vardı içinde, o ateşten ben de yararlanmak istiyordum. Onun ateşiyle ruhumu ve bedenimi ısıtmak, kendimden geçip coşmak istiyordum.

Cemil kız arkadaş edinmiş ve annesini Meryem Hanımın dediği gibi unutmuş, geri plana atmıştı. Meryem Hanımsa bu durumdan memnun değildi. Serhat’la da kavga etmişti. Koca İstanbul’da en yakınındaki erkek olarak ben kalmıştım. “Seviyor musun bu diziyi?” diye sordu. “Dizilerle pek aram yok!” dedim yanıt olarak. Kumandayı uzatıp, “Al, istediğini aç istersen!” deyince, “Yok, önemli değil, siz izleyin!” dedim.

Sandalyeye oturdum, yanına oturmaya cesaretim yoktu çünkü. “Eğer rahatsız ettiysem içeri geçerim?” dediğimde, “Estağfurullah, burası senin evin, ben sonuçta misafirim!” dedi. “O ne demek, olur mu öyle şey!” dedim. Oluşan sessizlikte ikimiz de diyecek bir şey bulamıyorduk.

“Eğer isterseniz haftasonu dışarı çıkalım, Cemil de gelir, dolaşırız?” dedim ürkek bir sesle. “Valla iyi olur, ben de çok bunaldım burada!” dedi, dünden razıydı. Korkak davranmama gerek yoktu, bunu anladım. Ben adım attığımda Meryem Hanım da bir adımla karşılık veriyordu. Bana orospu çocuğu dediği zamanlar çoktan geride kalmıştı.

Bir süre daha oturduk öylece. Ardından Meryem Hanım ayağa kalktı ve “Allah rahatlık versin, hayırlı geceler!” diyerek içeriye yatmaya gitti.

Hafıza kartını yeniden saate taktım. Bir sonraki kayıtta acaba bir şeyler olacak mıydı çok merak ediyordum.

Sonraki bir iki gün her eve gelişimde hafıza kartını alıp taktım bilgisayarıma. Ama hayal kırıklığına uğradım. Meryem Hanım evde tekti, Serhat’tan eser yoktu. O gün olanlardan sonra Meryem Hanım Serhat’a siktir çekmişti anlaşılan. Yine de Meryem Hanımın evde yalnız kaldığında başını örtmeden rahat giysilerle dolaşmasını izleyip 31 çekmekten geri kalmadım.

Cumartesi akşamı Cemil evdeydi. Salonda annesiyle beraber televizyon izlerlerken ben de odamda ders çalışıyordum. Saat dokuzu geçerken kapıma vuruldu, Meryem Hanımın, “Burak, müsait misin?” diyen sesi geldi hemen ardından. Hemen toparladım kendimi ve “Buyurun, müsaidim!” dedim. Az sonra kapı açıldı ve Meryem Hanım başını uzattı aralıktan.

“İçeri gelsene, ne yapıyorsun?” dedi gülümseyip. “Şey, ders çalışıyordum. Birazdan gelirim!” dediğimde, “Tamam!” dedi ve kapattı kapıyı tekrar. On dakika kadar sonra içeri gittim. Cemil salonda yoktu, odasına geçmişti. Meryem Hanım çekyatta oturuyordu, beni görünce toparlandı. Uzun açık mavi kot bir etekle çiçekli uzun kollu bir bluz giymişti. Başını ise omuzlarını ve göğsünü de örten büyük bir türbanla çenesinin altından bağlamıştı sıkıca. Çekyatın yanındaki sandalyeye oturdum.

“Bizim oğlan bu kıza iyice abayı yakmış anlaşılan!” dedi gülümseyerek. Ama bunu söylerken bundan memnun olmadığı anlaşılıyordu. “E, genç çocuk ne de olsa!” dedim. Cevabımın üzerine, “Sen de öyle misin?” diye sorunca biraz utandım. Yine de belli etmemeye çalışarak, “Eskiden öyleydim, ama şimdi değilim!” dedim. Bir şey demedi sözlerime. Bir süre televizyon izledik. Meryem Hanım yine bir dizi izliyordu. Dizi reklamlara girince bir şey demeden kalktı. Az sonra tuvalet kapısının kapanma sesi geldi.

Dokunmatik telefonu çekyatın üzerindeydi. Cemil odasındaydı, annesi ise tuvalette. Fırsat bu fırsat diyerek telefonu aldım elime. Bir numaradan gelen epey cevapsız çağrı vardı. Sonra mesajlara baktım, aynı numaradan gelen mesajlarla doluydu. Cevapsız çağrıların ve mesajların sahibi Serhat’tı. İlk gönderdiği mesajlarında özür diliyordu Meryem Hanımdan. Ancak sonradan gönderdiği mesajları ise tehdit doluydu.

Bir tanesinde (Eğer bana vermeye devam etmezsen kocan her şeyi öğrenir!) yazmıştı. Bir diğerinde ise (Ben bitti demeden bitemez. Oğlun ve kocanın öğrenmesini istemiyorsan Pazar günü bana gel!) diyordu Serhat. Birkaç mesaja daha bakacakken tuvalet kapısının açılma sesi geldi. Hemen telefonu yerine bıraktım. Az sonra Meryem Hanım geldi, “Meyve ister misin?” diye sordu çekyata oturmadan. “Yok, teşekkür ederim. Sağ olun!” dedim.

Biz televizyon izlerken Cemil odasından çıkıp geldi. Meryem Hanım oğlunun kız arkadaşıyla bu kadar ilgilenmesine bozulmuştu. “Bitti mi konuşman?” dedi sert bir ses ve somurtan bir suratla. Cemil annesinin bu tavrına hazırlıklıymış gibiydi. “Sana ne, seni ne ilgilendirir. Sen kendi işine bak!” dedi. Meryem Hanım oğlunun bu şekilde konuşmasına bozulmuştu. “Sen çok edepsizleştin!” dediğinde, Cemil, “Kiminle konuşacağıma sen mi karar vereceksin, sen kimsin ki?” dedi.

Cemil’in bu şekilde konuşması benim de canımı sıktı. “Cemil, o senin annen, öyle konuşma!” dediğimde, “Abi sen karışma!” dedi sözümü keserek. Sonra annesine dönüp, “Sen niye halen dönmedin Sivas’a, gitsene artık, rahat bırak beni!” dedi ve tekrar odasına gidip kapıyı sertçe kapattı. Cemil’in bu tavrı Meryem Hanımı fena etkilemişti. Gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle siliyordu.

“Saçımı süpürge ettim bu çocuk için ben. Ben onun anasıyım, onun iyiliğini düşünüyorum, şu yaptığına bak!” dedi ağlaya ağlaya. “Boş verin, sakin olun. Daha genç, o da anlar sonradan yaptığını, pişman olur!” dedim, ama nafile. Meryem Hanım ağlamaya devam ediyordu. Kadının bu acıklı hali beni de etkilerken kalkıp yanına oturdum. “Lütfen, ağlamayın!” dedim ve kollarından tuttum sakinleşmesine yardım eder diye.

İnce bluzunun altından kollarının yumuşaklığını hissetmek yarağımı hareketlendirdi bir anda. Meryem Hanım iki eliyle yüzünü tutmuş ağlarken onu sakinleştirme bahanesiyle kollarını adeta okşuyordum. Pantolonumun altındaki hareketlenmeden habersizdi elbette. Ona geçen akşam telefonunu nasıl kullanmasını gösterdiğim zamandakinden de yakındım, canlı canlı dokunuyordum kendisine.

Meryem Hanımın üzerinden geçen günkü gibi yoğun olmayan bir hacı yağı kokusu geliyordu. En pahalı parfümün yapacağı afrodizyak etkiden bile daha etkiliydi bu koku. Kokuyu daha çok alabilmek için yaklaştım iyice. Şimdi dizim dizine değiyordu. Yarağımdaki hareketlenme daha da arttı bu temasla birlikte. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım, kokuyu çektim içime. Bazen otobüslerde, minibüslerde rast geldiğim ve hoşuma gitmeyen bu koku şimdiyse beni azdırıyordu.

Pantolonun önünde çadırı dikmiştim resmen. Meryem Hanım ellerini yüzünden çekerken hemen kalkıp sandalyeye geri oturdum. Hafiften kamburumu çıkarıp öne doğru eğildim. Yarağımdaki sertliği fark etmemeliydi. Gözyaşlarını silerken, “Kusura bakma, tutamadım kendimi, ana yüreği!” dedi.

Ağlamasının ardından şimdi de zoraki gülümsüyordu. “Olur mu ne demek. Cahil çocuk, o da anlar sonra yaptığı hatayı!” dedim. Bir süre sonra yarağımın sertliği kayboldu. Biraz daha televizyon izledik, ama Meryem Hanım çok keyifsizdi. Morali tepetaklak olmuştu. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi telefonuna gelen bir mesaj var olan sinirini daha da artırıp moralini bozdu.

Telefonu eline aldı ve benim görmemi istemediğinden hafifçe öbür tarafa dönerek okudu mesajı. Az sonra dudaklarından, “Orospu çocuğu!” sözleri bir fısıltı gibi çıktı. Benim duymadığımı sanıyordu, ama yanılıyordu. Gözüm televizyondaydı, ama kulağım kendisindeydi. Mesaj Serhat’tan geliyordu, yine bir tehdit mesajı yazmıştı belli ki.

Meryem Hanımın olan biteni bildiğimden haberi yoktu. Benden yana dönüp hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışması boşunaydı. Kısa bir süre daha izledik televizyonu. Bu ara telefonu çaldı. Meryem Hanım ekranda numarayı görür görmez meşgule attı, ama birkaç saniye sonra yeniden çalınca bir hışımla kalktı ve içeriye gitti hiçbir şey demeden.

Serhat tehditlerini sürdürüyordu, bu işin peşini bırakmayacağa benziyordu. Hemen kalktım. Meryem Hanım mutfağa girmiş ve kapıyı da kapatmıştı. Ancak içerdeki fısıltılı konuşmalarını duyabiliyordum. “Niye arıyorsun beni, oğlum evde… Artık bitti, tamam mı… Öyle mi… Ne yapacaksın… Ha, öyle yaparsan ben de seni millete rezil ederim… Görürsün… Görürsün… Travestilere gittiğini anlatırım herkese… Bak görürsün… Sen bilirsin… Ne boklar yediğini biliyorum… Kendini siktiriyorsun o ibnelere… Hadi bakalım… Görürsün…” derken gerisin geri döndüm salona.

Duyduklarım gerçekten inanılmazdı. Serhat travestilere gidiyor, bu yetmiyormuş gibi kendini onlara siktiriyordu. Serhat gibi görüntüsü bile insanı korkutan bir adam için gerçekten inanılmazdı bu. Ve bunu Meryem Hanım biliyordu. Akıl alır gibi değildi…

Meryem Hanım yeniden salona döndüğünde suratı kıpkırmızıydı. “Hayırdır, iyi misiniz?” dediğimde, “Ha, iyiyim iyiyim. Bizim bir akraba hastalanmış Sivas’ta, hastaneye kaldırmışlar. Ona moralim bozuldu.” dediğinde (Sen de iyi hikâye uyduruyorsun!) dedim içimden. Birkaç dakika daha televizyon izledim, sonra da, “Müsaadenizle ben kalkayım!” dedim. Meryem Hanım, “Sen bilirsin!” dedi soğuk bir tavırla. Bu soğukluğu bana değildi. Önce oğlu, sonra da sikicisi bozmuştu moralini, ancak piyango bana çıkmıştı.

Odama döndüm. Birkaç dakika sonra yan odada kıyamet koptu. Cemil ve annesi kavga ediyordu. Meryem Hanım Cemil’e bağırırken, Cemil de annesine karşılık veriyor, bağırıyordu. Arada birkaç kez annesine, “Siktir git!” dediğini duydum. Cemil iyice zıvanadan çıkmıştı. Kalkıp içeri gidip birkaç tokat atasım geldi, ama (Boş ver, kendi içlerinde halletsinler!) dedim kendi kendime. Sesler bir süre sonra kesildi, yan oda kapısının kilitlendiğini duydum. Anlaşılan Meryem Hanım odanın kapısını kilitlemişti. Birkaç dakika sonra ev derin bir sessizliğe bürünmüştü. Biraz bilgisayarda takıldıktan sonra yattım.

Sabaha karşı çişimi yapmak için kalktım. Salondaki küçük lambanın ışığının yandığını fark ettim. Cemil açık unutup yatmıştı herhalde. Lambayı kapatmak için salona geçince bir sürprizle karşılaştım. Meryem Hanım çekyatta yatıyordu. Demek gece kapıyı kilitleyen Cemil’di. Annesini odasından kovmuştu. Meryem Hanım ince bir yorganın altında hafif yan dönmüş halde yatıyordu. Başını arkadan siyah ince bir başörtüsüyle bağlamıştı. Alttan, hafifçe açılmış yorganın altından sağ baldırı görünüyordu. O zamana kadar hep bilgisayar ekranında gördüğüm şeyi ilk defa canlı canlı görüyordum.

Sabahın o saatinde yarağım kalkmaya başladı. Benden habersiz derin uykusundaydı Meryem Hanım. Etli ve bembeyaz baldırı tam karşımdaydı. Yavaşça ilerleyip çömeldim. Çıplak eti ile aramda birkaç santim vardı. Baldırı küçük lambanın ışığında parlıyordu resmen. Kıldan, tüyden eser yoktu, pürüzsüzdü. Dokunmak için hamle yaptım, ama sonra durdum, cesaret edemedim.

Bir dakikaya yakın kaldım öyle. Kalbimin atışları tavan yapmıştı. Birden bire yorganda bir hareketlenme olunca hemen doğrulup içeri kaçtım. Acaba Meryem Hanım fark mı etmişti beni? Olduğum yerde kaldım bir süre. Sonra yavaşça başımı uzatıp baktım içeriye. Meryem Hanım uykusuna devam ediyordu, beni fark etmemişti. Üstelik manzara bu kez daha muhteşemdi.

Sırtı televizyona, yüzü duvara dönüktü ve yorganı daha çok açılmıştı. Şimdi sadece baldırı değil, sağ bacağının dizden birkaç parmak yukarısı da görünüyordu. Yeniden parmak uçlarıma basa basa geçtim içeriye ve çömeldim. Kalbimin atışları sessizliği bastırıyordu. Bembeyaz, dolgun bacağına baktım uzun uzun. Meryem Hanım ara ara horlayarak uyuyordu. Benim varlığımdan habersizdi tamamen.

Bacağına dokunamasam da, bütün cesaretimi toplayıp yorganı kaldırdım hafifçe ve altından baktım. Yorganın altındaki loş karanlıkta sol bacağının beyazlığı hemen belli oluyordu. Yorganı biraz daha kaldırdım. Üzerinde pembe renkli ince penye bir gecelik vardı. Ve uyurken vücudunun hareketleriyle açılmıştı. Sol bacağı dizinden nerdeyse bir karış yukarısına kadar açıktı. Kalçasının güzelliği büyüleyiciydi.

Yorganı yavaşça indirdim yeniden ve içeriye, odama geçtim. Meryem Hanımın sabahın o saatinde bana sunduğu güzellikleri düşünerek soyunup çıplak kaldım, yatağa girdim. Yarağım kazık gibiydi. Sıvazlamaya başlamıştım ki, birdenbire büyük bir hışımla boşalmaya başladım. Döllerim bir fıskiyeden akan su misali fışkırdı havaya. Külotumla sildim döllerimi ve sonra çırılçıplak bir halde uykuya daldım.

Uyandığımda saat 11:00’i biraz geçiyordu. İçerden, mutfaktan sesler geliyordu. Kalkıp giyindim ve içeri geçtim. Meryem Hanım mutfaktaydı, kahvaltı hazırlıyordu. Tavada sigara böreği kızartıyordu. Beni görünce gülümseyip, “Hayırlı sabahlar!” dedi. “sizlere de! Yardım edeyim mi?” dedim. “Yok sağ ol, bir şey kalmadı zaten. Sen içeri geç!” dedi yanıt olarak.

Salona geçtim, Cemil yoktu. Odasının kapısı açıktı, baktım, ama odada da yoktu. Sehpanın üzerinde peynir, zeytin vs. vardı. Cemil yoktu evde, kız arkadaşıyla buluşmaya gitmişti anlaşılan. Cemil annesinin gelmesinden memnun değildi, ama ben çok memnundum. Sunduğu güzelliklerin haricinde Meryem Hanım sayesinde midem bayram ediyordu.

Az sonra Meryem Hanım önce demlikleri, sonra da bir tabak sigara böreğini getirdi. “Cemil yok mu?” diye sordum. “Ben kalktığımda yoktu, gitmiş!” dedi. Sonra da, “Aman boş ver, ne hali varsa görsün. O da aynı babası kılıklı, ömrümü yedi ikisi de!” dedi. Dün akşamki kıyafetleri vardı üzerinde. Sessizce kahvaltımızı yaparken, “bugün nereye götüreceksin beni?” dedi Meryem Hanım.

“bugün mü?” dedim şaşırarak. “Evet, konuşmuştuk ya, hani Pazar günü gezmeye gideriz diye. Unuttun mu yoksa?” dedi. “Yok, unutmadım da, hani Cemil yok ya, onun için…” dedim. “Aman boş ver onu, biz gezeriz!” dedi gülümseyerek. “Sonra Cemil kızmasın?” dediğimde, “Ne kızacak, anasına ‘siktir git’ diyen adamdan ne hayır gelir. Kızsın da göreyim, hiç umurumda değil!” dedi. “İyi, nasıl isterseniz!” dedim.

Az sonra, “Nereye gidelim?” diye sordu. “Nereye isterseniz!” dedim. “Eminönü uzak mı buraya?” diye sordu gülümseyip. “Yok, uzak değil. Şu aşağıdan otobüslere bineriz…” derken kesti sözümü ve “Aman boş ver otobüsü falan. Taksiyle gideriz!” dediğinde, “Gerek yok, hem çok yazar!” dedim. “Aşk olsun, sana para ödetirim diye mi korkuyorsun?” dedi. Bu sözleri canımı sıktı, “Yok, Estağfurullah, olur mu öyle şey!” dedim.

Meryem Hanım, “Yok, sen beni yanlış anladın, o manada demedim ben. Sen öğrenci adamsın, sana para ödetmem ben korkma!” dedi. “Yok, ne korkması. Gerek yok, ben hallederim!” dedim, ama Meryem Hanım, “Yok yok, ben biraz alışveriş filan da yapıcam, haftaya eve dönücem çünkü!” dediğinde yutkundum. Demek Meryem Hanım haftaya evine, Sivas’a gidecekti. Ve kim bilir ne zaman dönecekti. Hem dönüp dönmeyeceği de belli değildi ayrıca. Onu sikme arzusuyla yanıp kavruluyordum, ama Meryem Hanım haftaya gidecekti.

“Neden? Biraz daha kalın! Genç çocuk ne de olsa…” derken, “Yok yok, artık eşek kadar adam oldu. Bu saatten sonra da zor adam olur. En iyisi işler daha boka sarmadan ben döneyim!” dedi. Kahvaltının ardından giyinip hazırlandım ve salona geçtim. Meryem Hanım da bu arada bulaşıkları yıkıyordu. Az sonra o da giyinmek için Cemil’in odasına girdi. Daha önceden kapıyı kilitlerken, şimdi kapıyı kilitlememiş, sadece kapatmakla yetinmişti. Birkaç dakika sonra çıktı odadan ve salona geldi.

Çok güzel ve çekici görünüyordu. Uzun, siyah renkli ve pileli bir etekle parlak beyaz bir gömlek giymişti. Gömlek vücuduna oturmuş gibiydi. Karnı, göbeği ve daha önemlisi iri, şişkin memeleri altında belli oluyor, sutyenin izi rahatça görünüyordu. Başını büyük ve renkli bir türbanla bağlamıştı. Ayağında ten rengi parlak çoraplar vardı. Bakınca gözlerine kalem, kirpiklerine de rimel sürdüğü kolayca anlaşılıyordu.

“Hazırsan çıkalım!” dediğinde, “Olur!” dedim. Ama daha sonra heyecanıma dayanamayıp, “Çok güzel olmuşsunuz!” dedim. Meryem Hanım sözlerim karşısında şaşırdı, utandı, ne diyeceğini bilemedi. Yüzünün kızardığını fark ettim, ama benim durumum ondan da beterdi. Kendi kendime (Ulan ne salak adamsın, kadına böyle denir mi?) dedim. Meryem Hanım kibarca, başını öne eğerek, “Teşekkür ederim!” dedi.

Askıdaki uzun siyah pardesüsünü giyinip düğmelerini kapadı tek tek. Beline oturan pardesü vücut hatlarını gizlemek yerine daha da belirginleştiriyordu. Siyah topuklu ayakkabılarını giymek için tam önümde domaldığındaysa yarağım sertleşmeye başladı. “Hay Allah, bu da olmuyor artık!” diyerek çekecekle ayakkabısını giymeye çalışırken koca götü pardesünün altından adeta bana selam gönderiyor, sağa sola bıngıl bıngıl oynuyordu. Sonunda başarıp ayakkabılarını giydiğinde ben de montumu ve ayakkabılarımı giyindim.

Geçen Pazar olduğu gibi önümden pardesünün eteklerini tutarak merdivenleri çıkarken, dün gece gördüğüm baldırları açığa çıkıyordu. Ne yapıp edip bu kadını Sivas’a gitmeden önce sikmeliydim. Yarağım sertleşmişti caddeye çıktığımızda. Fark etmesin diye hafif kamburumu çıkarıp montumu da aşağı çekerek yürüyordum.

Bir taksiye atlayıp Eminönü’ne gittik. Taksinin parasını vermek için elimi cüzdanıma götürürken arkadan uzanıp elime dokundu ve “Allah için, ölümü gör!” dedi. Beyaz, yumuşak elini hissetmek beni heyecanlandırırken, “Al kardeş, o öğrenci, ondan para alma!” diyerek taksiciye parayı uzattı.

Eminönü’nde denizin kenarında dururken yan tarafımıza birileri gelip resim çektirdi. Bunu gören Meryem Hanım, “Burak, benim de resmimi çeksene!” deyince, “Olur!” dedim. Omzundaki siyah çantasından cep telefonunu çıkarıp uzattı ve “Şununla çeksene!” dedi. “Tamam, şöyle geçin o zaman!” dedim. Meryem Hanım biraz amatörce ve acemice hareketlerle poz verirken çektim resmini.

Ancak cep telefonunun kamerası pekiyi değildi ve güzel çekmemişti. “Ay bu da kötü olmuş!” deyince, “İsterseniz benimkiyle çekeyim?” dedim. “Ay sahi mi, iyi olur vallahi!” dedi. Telefonumu çıkarıp birkaç resmini çektim. Resimleri görünce, “Ay çok güzel çıkmış, Allah senden razı olsun. E peki, bunu nasıl alırım ben senden?” dediğinde, “Ben bastırırım fotoğrafçıda!” dedim. Çok sevindi cevabıma. Biraz daha kalıp denizi seyrettik.

Pazar günü olduğundan etraf kalabalıktı. Hava da güzeldi ve insanlar bu fırsatı kaçırmak istememişti aynı bizim gibi. İnsanlar birbirinin üzerine çıkmaya çalışıyordu adeta. Böyle görüntülere alışık olmayan Meryem Hanım insan kalabalığından kaçmak için bana sokuluyordu. Tabii böyle bir durumda vücudum vücuduna dokunuyor, değiyordu. Ellerim zaman zaman istemeden eline, koluna çarpıyordu. Alt geçitten geçerken ise olay başka bir noktaya ulaştı.

O yoğun kalabalığın içinde Meryem Hanımı korumaya çalışırken elim altta götüne değdi. Ve bu biraz şiddetli bir değmeydi, hatta değmeyle avuçlama arası bir şeydi. Onun dolgun ama yumuşak bir yastık gibi götünün arasına girmişti elim resmen. O anda yarağım sanki bir füze gibi dikiliverdi. Meryem Hanım o kalabalığa rağmen yan gözle dönüp bana bakmadan edemedi, ancak bir şey demedi. Az sonra merdivenleri ağır ağır çıkıp alt geçitten kurtulduğumuzda kendisinden özür dilesem mi diye düşündüm, ama sonra bunun kazayla olduğunu anlamıştır herhalde diyerek vazgeçtim.

Sirkeci tarafına doğru tezgâhları geze geze dolaşırken de aynı manzaralar vardı. İnsanlar birbirinin üstüne çıkacak gibi oluyordu. Meryem Hanım yırtıcı hayvanlardan korunmaya çalışan bir ceylan gibi benden yana sokuluyor, yanaşıyordu. Bir sokakta tezgâhların arasında karınca sürüsü gibi tekli kol halinde ilerlerken Meryem Hanım önüme geçti. Siyah topuklu ayakkabılarının üzerinde götünü sağa sola sallaya sallaya adeta bir dansöz gibi çalkalayarak giderken bakışlarım götüne odaklanmıştı.

Aramızda 15-20 santimlik bir mesafe ya var ya yoktu. Etrafa bakmak yerine onun götüne bakıyordum, etraftakiler umurumda değildi çünkü. Sağ elimi aşağı indirdim. O kalabalığın içinde arkadan birilerinin eli zaman zaman benim sırtıma, belime hatta götüme değerken kimsenin beni fark etmesi mümkün değildi. İşportacıların ve satıcıların bağırışları, yürüyenlerin konuşmaları, sesleri derken kimse kimseyi görmüyor, duymuyordu.

Yutkuna yutkuna götüne dokunmaya başladım. İlk anda hiçbir şey anlamadım, çünkü korkumdan sadece pardesünün kumaşını hissedecek kadar dokunuyordum. Ama sonra biraz daha bastırmaya başladım. Siyah pardesüsü ve altındaki siyah eteğine rağmen tıpkı alt geçitte olduğu gibi yumuşak, dolgun götünü hissettim parmak uçlarımda.

Kanım damarlarımda daha hızlı akmaya başlamıştı sanki. O serin havaya rağmen terlemeye başlamıştım. Biraz daha bastırdım. Tabii bu arada adım adım ilerlemeye devam ediyorduk. Götünün arasına girmişti parmaklarım ve bunu Meryem Hanımın hissetmemesi bana göre mümkün değildi. Yarağım kalkıktı, çadırı dikmiştim. Kamburumu çıkarıp yürüyordum yine. Meryem Hanımdan herhangi bir tepki gelmeyince biraz daha bastırdım. İşte o anda adeta boşalacak gibi oldum. Sağ elim resmen Meryem Hanımın götünü avuçlamıştı. Sağ elimin her bir milimi onun koca götüyle birleşmişti.

Birkaç saniye boyunca o şekilde kaldım. Ondan yana bir tepki gelmediği müddetçe de elimi çekmeye niyetim yoktu. Meryem Hanımdan bir tepki, bir bakış, bir geriye dönüş, hiçbir şey, ama hiçbir şey yoktu. Kadın tezgâhlara bakıyor, yanından gelip geçenlere bakıyordu, ama dönüp bana tek bir bakış atmıyordu. Götünü resmen birisi avuçlamıştı, ama bunu sanki umursamıyor gibiydi.

Sokağın ucuna gidene kadar elimi birkaç kez daha bu şekilde tuttum götünde ve bastırdım. Ancak bir ara önünde gidenler durunca Meryem Hanım da durmak zorunda kaldı. Ve o sırada sanki zincirleme bir trafik kazasıymış gibi ben de arkadan ona çarptım. Tabii bu çarpma oldukça şiddetliydi, çarpan elim olmuştu, çarptığım yerse Meryem Hanımın arka tamponu yani götüydü.

O ana kadar yaptıklarımın çok daha ötesinde bir baskıyla elim götünü avuçladı. Sanki üzerinde hiç kıyafet yokmuş gibi elim götünü hissetti. Kendimden geçecek gibi olurken Meryem Hanımın hafifçe sağa dönüp bana bakmasıyla ne yapacağımı şaşırdım. Elimi çektim hemen. Kadın her şeyin farkındaydı başından beri ve götünü elleyip avuçlamama ses çıkartmamıştı. Ama öküzlük edip o kadar bastırınca bir bakışla beni uyarmak zorunda kalmıştı. Ve bu uyarı sonucu havaya dikilen yarağım bir balon gibi patlayıp sönmüştü.

Az sonra öndekiler yeniden yürümeye başlayınca biz de adım adım yürümeye başladık. Sokağı dönüp boş bir alana çıktığımızda Meryem Hanım derin bir soluk alıp, “Ay burası ne Allah aşkına, millet birbirini eziyor resmen, pestilim çıktı!” dedi. Bense onun bu sözüne cevap vermedim, yüzüne bakmaya bile utanıyordum çünkü.

Ama sanki Meryem Hanım az önce yaşananları çoktan unutmuş gibiydi. “Şuraya da bakalım mı?” dedi eliyle bir sokağı gösterip. “Nasıl isterseniz!” dedim. Bu sokak diğerine göre daha tenhaydı, Meryem Hanım şimdi önümde değil yanımda yürüyordu. Ancak yine de aramızda birkaç santimlik bir mesafe vardı. Bir ara bir tezgâha uzanmak isteyip kolunu kaldırınca memeleri ile göğsüm buluştu. O anda kadının aslında yaptığımdan memnun olduğunu anladım. Götünü ellememe avuçlamama ses çıkartmamasının sebebi bundan duyduğu memnuniyetti. Ben o bakış sonucu geriye çekilince kendini ön plana çıkarıp memelerini göğsüme yaslamıştı.

Korkak davranmama, geri planda durmama gerek yoktu. Meryem Hanım her şeye dünden razıydı belli ki. Sokak bir yerde tezgâhlar nedeniyle yeniden daralıp insanlar tek sıra halinde yürümeye başladığında önüme geçti yeniden. Önceki sokak kadar kalabalık olmasa da Meryem Hanımla aramızda kısa bir boşluk vardı yine. Elimi indirdim aşağı, sanki montumun fermuarını çekmeye çalışıyormuşum gibi yaparken götünü sertçe avuçlayıp sıktım. Meryem Hanım bunu istiyordu ve ben de yapıyordum. Parmaklarım göt yarığının arasına girmiş, avucum dolgun götüyle bir olmuştu resmen.

Meryem Hanımın başının hafifçe benden yana döndüğünü ve bakışlarında belli belirsiz bir gülümseme olduğunu gördüm. Evet, yaptığım hoşuna gitmişti. Götünü öyle sert bir şekilde avuçlamamdan memnun olmuştu.

Onu Sivas’a gitmeden çatır çatır sikmek için çok beklemeyeceğim de kesinleşmişti.

Ev Arkadaşımın Seksi Ve Azgın Türbanlı Annesi 2 – ci bölüm sikme hikayeleri olarak 2016-07-12 22:18:17 tarihinde ziyaretçilerin eğlenmesi maksadıyla zorla tecavüz hikayesi gönderilmiştir. Eğer sende Ev Arkadaşımın Seksi Ve Azgın Türbanlı Annesi 2 – ci bölüm sex hikayeleri göndermek arzu edersen arzu ettiğin zamanda hikaye yazarlarımıza yollayabilirsiniz. Eğer ziyaret ettiğin tecavüz hikayeleri seni kendinden geçirdiyse yorum panelinden acilen cevapla. Böylelikle sikme hikayeleri yollayanı hem neşeli olmasına sebep olacaksın. Hem de seksi dostlar edinecek, kendini de bahtiyar yapacaksın.

2017 sex hikayesi siteleri…

Ev Arkadaşımın Seksi Ve Azgın Türbanlı Annesi 2 – ci bölüm başlığıyla aes220.com hikaye sitesine yollanmış arkadaşımın annesi kategorisinde, annesi, Arkadaşımın, Azgın, Bölüm, ci, Ev, seksi, türbanlı, Ve, konulu seks hikayesini okuyorsunuz! Yoksa siz, sadece yeni arkadaşımın annesi sex hikayesi okumayı mı tercih edersiniz.

“ Ev Arkadaşımın Seksi Ve Azgın Türbanlı Annesi 2 – ci bölüm ” hikayesine 1 sex yorumu yapılmış

  • slm ankaradan vedat ben 40 yas 1.76 boy 76 kg ne istedigini bilen gizlilige önem veren olgun genc evli bekar bayanlar ücüncü arayanlar arayin tanisalim soyle boyle diye uzun uzun anlatmaya gerek yok ara yaşa ve gör deneyim var 0536 329 77 17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir